Forum Kapsam  
Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Forum Kapsam > ..::Kültür-Sanat-Eğitim-Ülkeler::.. > Tarih > Osmanlı Tarihi
Sayfaya güncelle Balkanlarda Osmanlı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 27.07.08   #1
Hannibal
Hannibal is a jewel in the roughHannibal is a jewel in the roughHannibal is a jewel in the roughHannibal is a jewel in the rough
Hannibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üye No: 24
Üyelik Tarihi: 12.01.08
Nerden: İstanbul
Yaş: 36
Konular: 511
Mesajlar: 837
Teşekkür Sayısı: 259
Teşekkür 211 Kez 160 Konusuna
Rep Gücü: 35
Rep Puanı: 309
Standart Balkanlarda Osmanlı

Tarih, Balkanlar'da, bir yandan birlik düşüne, bir yandan da bölünmüşlük gerçeğine dayalı olarak gelişmiştir. Roma imparatorluğu ve devamı olan Bizans İmparatorluğu Pax Romana ve Pax Bizantinicum gibi politikalarla Balkanlar'da, barış şemsiyelerinin altında, hem dışardan gelen akınları, hem de içerde yerel güçler arasındaki iktidar çatışmalarını önleyerek uzun zaman birliği temin etmişlerdir. Buna karşılık ülkedeki sosyo-ekonomik düzen, değişik etnik, kültürel, linguistik arka plana sahip gruplara gerçek huzur ve refah getirememişdir. Osmanlı İmparatorluğu Balkanlar'da Bizans İmparatorluğu'nun jeopolitik halefi olarak iki-üç asır sadece savaşla değil, sosyo-ekonomik düzenlemelerle de hakim olarak kitleleri yanına çekmiştir.

Osmanlı Türkleri'nin Balkanlar'a 1350'lerde ayak basmalarından 1913'teki çekilmelerine kadar geçen 5.5 yüzyıllık süreyi, Balkanlar için iki döneme ayırmak mümkündür. 1683 'te İkinci Viyana Kuşatması'na kadarki askeri ve siyasi açıdan genişleme süresi olan 330 yıllık dönem ve bunu izleyen 230 yıllık sürekli toprak kaybı ve geri çekilme dönemi. Bu yazı, ilk dönemdeki Osmanlı fetihlerini, fethi kolaylaştıran etmenleri ve fetihlerin Balkan toplumlarına olan etkilerini kapsamaktadır. Balkan milletleri İslam Kültürü ve Uygarlığı'yla Türkler ve Türkçe aracılığıyla münasebete geçmişlerdir. Bundan dolayı Türk ve Türkleşme deyimleri, İslam ve Müslümanlaşma ile aynı anlamda kullanılabilir.

Türkler 1354 yılında Gelibolu üzerinden Balkan yarımadasına geçerek 1361 senesinde Edirne'yi fethettikten sonra, başta üç küçük Bulgar krallığı olmak üzere feodal devletleri yıkıp Balkanlar'ı süratle ele geçirmeye başlamışlardır. 1389 Kosova Meydan Savaşı'yla Sırbistan Türk hakimiyetine geçmiş, 1396 yılında Yıldırım Bayezid'in Niğbolu önlerinde Haçlı ordusunu hezimete uğratması ise Osmanlı Türkleri'nin Balkan hakimiyetini perçinlemiştir.Daha sonra Fatih Sultan Mehmet 1463 yılında Bosna'nın fethi ile Osmanlı idaresini Dalmaçya sahillerine kadar götürmüş ve İtalya'yı hedef alarak akıncılarını Trieste üzerine sevketmiştir. Fatih'in ölümünden sonra duraklayan Balkan fetihleri Kanuni Sultan Süleyman'ın Macar tehlikesini yok etmek için 1521'de Belgrad Kalesi'ni alması ile yön değiştirmiş, böylece Katolikliğin hakim olduğu Kuzey Dalmaçya, Kuzeybatı Hırvatistan ve Slovenya bölgeleri ile Osmanlı hakimiyeti dışında kalmıştır.

Balkan yarımadasının Osmanlı hakimiyetine bu kadar çabuk girmesi ve bu hakimiyetin yıllarca ciddi bir muhalefetle karşılaşmadan devam etmesi siyasi, sosyal ve kültürel sebeplere dayanmaktadır.

Balkanların Siyasi Durumu
Osmanlı fetihlerinin başladığı 14. yüzyılda ve devam ettiği 15. yüzyılda, Balkanlar'da Osmanlı ilerleyişini durduracak büyük bir devletin olmayışı ve bu bölgelerdeki siyasal parçalanma Osmanlı devletinin genişlemesini kolaylaştırmıştır. Bu zamanda, Bulgar Çarlığı üç parçaya bölünmüş bulunuyordu. Sırp Çarı Stefan Duşan ölmüş ve Sırp prensliği eski gücünü kaybetmişti. Bizans imparatorluğu ise bir isimden ibaretti. Bu küçük devletler komşudan birkaç kasaba almak için herbiri dışarıdan yardımcı ve müttefik arıyorlardı. Bundan Macaristan, Venedik ve Osmanlılar Balkanlar'da egemenliklerini kurmak için yararlanmaya çalışıyorlardı. Bu devletler içerisinde en avantajlı durumda olan, gelişiminin başlangıcındaki Osmanlı Devleti'ydi. Osmanlı yardımı, kısa zaman sonra, himaye, metbuluk haline dönüşüyor ve sonunda yerli hanedanın ortadan kaldırılmasıyla ülke Osmanlı egemenliğinin altına giriyordu.

Osmanlı yönetimi altına alınan topraklarda Osmanlılar, ilk aşamada varolan mülkiyet ve üretim ilişkilerine dokunmadılar. Yerel feodal beyleri yıllık vergiye bağlamakla yetindiler. Halk gibi aristokrasi de Osmanlı yönetimini tanımaktan ve onun hizmetine girmekten başka birşey yapmıyordu. “19. Yüzyılda Balkan milli devletlerinde tarih yazıcılığı, bu gerçekleri genellikle söz konusu yapmamıştır. Balkanlı ta-rihçiler, Osmanlılarla ilk dönemdeki ilişkileri, daima milli direnme, milli uğraşı çerçevesinde görmeye ve yorumlamaya çalışmışlardır. Türk tarihçileri de, çoğu zaman gaza ve fetih literatürü havasında, Osmanlı devleti'nin Balkanlı karakterini, diplomatik faaliyetlerini, kısaca Balkan realitelerini görmekten uzak kalmışlardır(1)”. Bu durum,Türkiye'de bazı çevrelerce tarihin bir “iman/inanç alanı”, bir kutsal alan olarak algılanması, kültürel- politik kimliğin bir parçası olarak görülmesi ve kendi dünya görüşlerini ispat etmede bir araç olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

Göç Politikası ve Müslümanlaşma(Türkleşme)
Osmanlı yöneticileri uzun dönemli bir yayılma polikası açısından fethedilen balkan topraklarında yalnızca kurumsal ve idari değişikliklerle yetinmenin yeterli olmayacağının bilincindeydiler. Bundan dolayı fethedilen topraklara gönüllü göç veya mecburi sürgün yoluyla nüfus yerleştirme politikası uygulanmıştır. Anadoludan göç ederek gelen insanlar feth edilen bölgelere anayolları güvenlik altına alma ve uc'larda akıncı kuvvetler sağlama maksadıyla iskan ediliyorlardı. Bunun yanında Anadolu'da karışıklık çıkaran ve köylüyü zarara sokan hayvan yetiştirici göçebeler, Rumeli sınır boylarına sürgün ediliyordu. Örneğin 1410'lu yıllarda Batı Anadolu'da başlayarak Rumeli'ye de yayılan Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedreddin önderliğindeki ayaklanmaya katılanların bir bö-lümü kılıçtan geçirilmiş, diğerleri ise Arnavutluk'taki tımarlara gönderil-miştir(2). Sürgün po-litikası yalnız Rumeli yönünde uygulanma-mıştır. Osmanlı arşivlerinde devlete karşı direnen Hristiyan Balkan köylülerinin Anadolu'ya göçe zorlandığına ilişkin kayıtlara da rastlanmaktadır. Örneğin 15. yüzyılda Arnavut-luk'taki bir köyün tüm halkı Trabzon yöresine sürgün yollanmıştır(3).

Rumeli'ye göç eden diğer bir grupta tarikat mensupları; şeyhler ve dervişlerdi. Osmanlı Devleti tarikat mensuplarına ve diğer yoksul göçmenlere toprak ve vergi bağışıklığı sağlayarak onların tekke ve zaviyeler çevresinde örgütlenerek yeni yeni yerleşim mekanları kurmalarını özendiriyordu. Bu nüfus hareketleri sayesinde önceden ekilemeyen topraklar üretime açılıyor, tarımsal üretim artıyordu. Daha da önemlisi, fethedilen topraklarda yeni toprak sistemi kuruluyor ve böylece Osmanlı egemenliği güçleni-yordu.

Anadolu'dan Türk getirme politikası 16. Yüzyılın sonuna kadar devam etmiş ve nüfusun %15'ini oluşturması sağlanmıştır. Bunlar çoğunlukla düzlük arazilere ve şehirlere yerleşmişlerdi. İslamlaşmanın ilk iki yüzyılda çok fazla olmadığı cizye defterleriyle ortaya çıkan bir gerçektir. 1489'da bir yılda müslüman olmuş 94 hane ve onu izleyen üç yıl içinde yalnız 255 hane hesaplanmıştır(4). İlk İslamlaşmalar, Osmanlı ordusunda hizmet görenler, özellikle tımar sipahileridir. Yerel halk arasında gönüllü ve toplu İslamlaşma 17. Yüzyılda gerçekleşmiştir ve İslamlaşma oranı % 40'a çıkmıştır. Arnavutlar'da oran % 70'e ulaşmıştır. Balkanlar'daki toplu İslamlaşma hareketinin baskı sonucu gerçekleşmediği hemen bütün tarihçilerin üzerinde mutabık oldukları bir meseledir. Bulgar A. Zeljakova'nın İslam'ın Bal-kanlar'daki yayılışı konulu kitabı, bu konudaki en son değerlendirmelerden birisidir. Açıkça Osmanlılar'ın, İslamlaştırma, eritme ya da ulusal özellikleri yoketme girişimlerinde asla bulunmadıklarını kaydetmektedir.

Osmanlı fetihleri ve Balkan milletleri
Türk kültürü etkisini büyük bir çoğunlukla şehirlerde ve ziraat yapılan bölgelerde göstermiştir ve kabul görmüştür. Braudel'in, uygarlıkların ancak ovalık yerlerde geliştiği ve dağlık bölgelere erişemediği konusundaki yargısıyla birleştirilirse, Türkleşme ve İslamlaşma sürecinin özellikle şehirli ve üretici kesimler arasında yaygınlaştığı anlaşılır. Haddi zatında Osmanlılar Balkanlar'da belirli şehirlerde yerleşmiş tımar sahibi olarak toprakları buradan idere etmişlerdir.

Üretici sınıfın Türk varlığıyla karşılaşmasını belirtmeden önce, Osmanlı toprak düzeninin özelliği üzerinde durmamız gerekir. Uzun zamandır Osmanlı üretim tarzının Feodalite yada Asya Tipi Üretim tarzı olduğunu ispatlamak için gayret sarfedildikten sonra bunun, nev-i şahsına mahsus olduğu hakkında fikir birliğine varılmış gibi gözükmekte. Konuya kendi de-yimiyle “elli yıllık bir çaba” sonucunda tatmin edici bir izah getiren, günümüzün en büyük Osmanlı tarihçisi Halil İnalcık olmuştur. “Çift-hane Sistemi” adı verilen bu sistem, 60-150 dönüm arasında değişen, bir çift öküze sahip bir “köylü ailesi” toprak işletmesidir. İmparatorluk siyasi rejiminin ve temel vergi kaynaklarının korunması, bu tip köylü ünitelerinin korunmasına bağlıydı. “Osmanlılar, balkan fetihlerinde "toprak ve reaya Sultanındır” prensibini ilan ederek, toprağı ve köylü emeğini devlet kontrolüne geçirmiş, feodal beyleri, voyvoda ve kefalyaları ya bertaraf etmişler yada tımar rejimi altına sokmuşlardır.(Halil İnalcık)” Böylece zayıflayan yerel feodaller yerine eski merkezi imparatorluklar rejimini ihya etmişlerdir.

Topraklar, uç beyleri ve sonra sipahiler eliyle devlet kontrolü altında işletilmiş ve bu şekilde köylünün yükü hafifletilmiştir.Mesela, feodal beylerin yasaları altında haftada iki gün efendi-sinin arazisinde angarya çalışmak zorunda olan Hristiyan köylü, Osmanlı yasalarıyla yılda sadece iki gün Sipahi'ye hizmet yükümlülüğü altındaydı. Bu ve buna benzer köylünün yaşam koşullarındaki iyileşme sonucunda C.M.Woodhouse'a göre “15. Ve 17. Yüzyıllarda Rum köylüsü Avrupa'daki benzerinden çok daha iyi yaşamaktaydı”(5).

Nitekim Mustafa Akdağ'ın bulguları da, üreticiye Venedik ve Bizans'ın yasalarına göre yüklenen vergi yükünün, Osmanlı Devleti'nin ilk ikiyüz yılında uygulanan vergi politikalarına nazaran daha ağır olduğunu göstermektedir.

Hristiyan yönetici, soylu ve aydınlara gelince. Osmanlı Devleti'ne daha ilk günlerinden itibaren hristiyan olarak, kösemihal gibi, yada müslümanlaşarak hizmet etmişlerdir. Devlet ve yönetimin, devletin başındaki kişinin şahsında belirginleştiği o asırlarda, tebanın de onların peşinden uyumlu davranışa girmeleri Osmanlı yayılmasını kolaylaştıran bir öge olmuştur. Bunun yanısıra sultanların Hristiyan prenseslerle evlenmeleri seçkinleri Osmanlı yanlısı davranışlarda kompleksten kurtarmış, ayrı dilden de olsa aynı ideali savunma iddiasını pekiştirmiştir. Orhan Bizans İmparatoru'nun kızı-yla; I. Murat, Bulgar ve Rum pren-sesleriyle; I. Beyazıt, Sırp prensesiyle evlenmişlerdir.

Müslüman ve Hristiyan halklar arasında yakınlaşmayı sağlayan önemli kurumlardan biride Devşirme müessesidir. Bu sistemle Hristiyan çocuklar ailelerinden alınıp özel bir eğitim sonucu müslümanlaştırılarak devlet yönetiminde kullanılmıştır. Bir çok Batılı tarihçinin önyargılı olarak Osmanlı düzeni hakkında zulüm diye nitelendirdiği, vezir-i azamlığa kadar hiyerarşinin en üst mevkilerine kadar çıkabilme imkanının bulunduğu bu uygulamada, Hristiyanların daha sonra Müslümanların kendi çocuklarının seçilmesi için çırpındıkları aşikar bir gerçektir. Yetenek ve sadakat göstermek koşuluyla kimsenin kökeniyle ilgilenilmeyen Osmanlı'nın erken dönem uygulamarını, Orta Çağ mantığıyla hareket ederek düşünmek her halde uygun olmasa gerektir. İ.H. Danişmend'in verdiği listelere göre, 215 Osmanlı sadrazamından 62'si yani %30'u Balkan ve büyük olasılıkla Hristiyan kökenliydi. Uluslarına göre şöyle bir liste çıkıyor.

Milliyeti Adedi Milliyeti Adedi
Arnavut 33 Hırvat 5
Boşnak 12 Bulgar 1
Hersekli 1 Pomak 1
Dalmaçyalı 1 Sırp 1
Rum 7 TOPLAM 62

Bu gerçekler, Osmanlı'nın değerlendirilmesinde, sistemin Türk yada İslam olmadığı, hatta çoğunlukla hristiyanların etkili olduğu şeklinde dü-şündürebilir. N.Beldiceanue'nun bir saptaması konuya açıklık getiriyor. “Osmanlı Devletinin bazı özellikleri modern devleti anımsatır, zira sultan iktidarını yürütürken sadece şeriatle değil, egemenliği altındaki halkların geleneksel haklarıyla da sınırlı bir hükümdardır”.

Osmanlılar, farklı etnik, dinsel, lenguistik özelliğe sahip, birbirleriyle kanlı bıçaklı olan, Balkanlar'daki gruplara karşı iki seçenek arasında seçim yapmak zorundaydılar. Ya herkesi kılıç zoruyla kendi çizgilerine getirmeye kalkışacaklardı yada bir temel çerçeveye uymak koşuluyla Balkan milletlerini özelliklerini korumada serbest bırakacaklardı. Tarihin şahit olduğu bütün imparatorluklar gibi Osman-lı'da bu ikinci yolu tercih etmiştir. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar'da hakim olmuş diğer imparatorluklardan farklı olarak 2-3 asır bölgeye gerçek huzuru yaşatmıştır. Bu demek değil ki Osmanlı egemenliği altında olan Balkan toprakları hep barış ve huzur içerisinde bulunmuş, her iş iyi gitmiştir. Devletin varlığını, tümünü etkilemeyen yerel sorunlar olmuş, kötü yönetim, iktidar hırsı, ya da iklimsel ve iktisadi zorlamalarla çatışmalar görülmüş olabilir.

Dipnotlar:
1 Halil İnalcık, "Türkler ve Balkanlar" , Balkanlar, OBİV yayınları, İstanbul 1993
2 Şevket Pamuk, Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi 1500-1914, (Gerçek yay. 1993)
3 Şevket Pamuk, Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi 1500-1914, (Gerçek yay. 1993)
4 Ö.L. Barkan, "894(1488-1489) Yılı Cizye Tahsilatına ait Muhasebe Bilançoları", Belgeler (1964,TTK), I, 1-117
5 C.MWoodhouse, The Story of Modern Greece, 1968

BİBLİOGRAFYA
1-Jelavich,Barbara, History of Balkans, Cambridge Un. Press,2 c 1991
2-İnalcık ile Röportaj, Tarih Toplum, no.103, Temmuz 1992
3-İnalcık,Halil, The Ottoman Empire Classical Age 1300-1600, London:Phcenıx 1997
4-Balkan Maddesi, İslam Ansiklopedisi
5-Koloğlu,Orhan, "Osmanlı Döneminde Balkanlar", Balkanlar, OBİV yayınları, İstanbul 1993
6-İnalcık,Halil, "Türkler ve Balkanlar" , Balkanlar, OBİV yayınları, İstanbul 1993
7-Yerasimos,Stefanos, Milliyetler ve Sınırlar: Balkanlar, Kafkasya ve Orta-Doğu, İstanbul, İletişim Yay. 1994
8-Hist-233(History of Balkans) ders notları, (Kış-97)
Hannibal çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Sayın Hannibal ; Bu Kullanıcılar Mesajınızdan Dolayı Size Teşekkür Ettiler
puslu (27.07.08)
Cevapla
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.