Forum Kapsam  
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Forum Kapsam > ..::Kültür-Sanat-Eğitim-Ülkeler::.. > Dil ve Edebiyat > Türk Edebiyatı
Sayfaya güncelle Süleymaniyede Bayram Sabahı Şiiri Ve Tahlili

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 01.06.08   #1
Şahin
Şahin isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Şahin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üye No: 2
Üyelik Tarihi: 03.12.07
Nerden: Bursa
Konular: 5336
Mesajlar: 8.778
Teşekkür Sayısı: 2.449
Teşekkür 2.616 Kez 2.004 Konusuna
Rep Gücü: 77
Rep Puanı: 2132
Standart Süleymaniyede Bayram Sabahı Şiiri Ve Tahlili



SÜLEYMANİYEDE BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmus gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
Çok sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

YAHYA KEMAL BEYATLI






SÜLEYMÂNİYE’DE BAYRAM SABAHI


ŞİİRİNİN TAHLİLİ



Yahya Kemal’in Süleymâniye’de Bayram Sabahı adlı şiiri, bütünüyle şairin bir bayram sabahı yaşadığı duyguları tasvir ve terennüm etmektedir.
Bu şiirde geçen ve kendi şiir kitabına isim olan “kendi gök kubbemiz” hem Süleymâniye camii hem de Türk vatanıdır.
Yahya Kemal, Aziz İstanbul eserinde kendisine bu şiiri ilham eden Süleymâniye Camii’ni şöyle anlatıyor:
“Milletimizin en büyük abidesi olan Süleymâniye'de kaderin her cihetten mehîb ve güzel tecellisini görmemek muhaldir. Mimarı Sinan gibi bir dâhî kemal yaşında olmasaydı bu eser vücut bulmazdı; lâkin bânisi Süleymân gibi fâtih ve zengin bir padişah o mimara, bir şaheseri yaratmanın hudutsuz imkânlarını vermeseydi bu eser gene vücut bulmazdı. Genişleye genişleye, yüksele yüksele gitmiş uzun bir istilâ târihinin gene kemal devrinde bu sanat mucizesinin zuhur edişi insanı ne kadar düşündürür.”
Süleymâniye ölçüsünde bir sanat eseri olan Süleymâniye’de Bayram Sabahı şiirinde Yahya Kemal, milletine hissettirmek istediği “millî romantizmi” en yüksek seviyede ifade etmiştir. Yahya Kemal’in muhayyilesinde Süleymâniye Camii, sadece bir mâbet, bir mimarî eser olmaktan çıkmış Müslüman Türk Milleti’nin hem maddî hem mânevî sembolü olmuştur.
Millî romantizm, milletlerin dilde, sanatta ve kültürde kendilerine gelmeleri, kendilerini bulmaları kısaca kendi milli varlıklarının farkına varmaları demektir. Şair, bize bunu hissettirmeğe çalışmaktadır. Şiirde, bütün Türklük, tarihi, dini, mimarisi, sanatı ve coğrafyası ile Süleymaniye sembolünde toplanmıştır.
Yahya Kemal her şeyi milleti açısından ve milletine göre düşünen bir millî şairimizdir. Bir şiirinde:

Cihan vatandan ibarettir itikadımca

deyişi bundandır.
Yahya Kemal, Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinin sadece bir bayram namazı kılmaktan ve bayram namazı tasvirinden ibaret olmadığını, bu toplanmanın tarihî, millî, dinî değerlendirmesini şöyle ifade ediyor:
“Süleymaniye’de Bayram Sabahı, dinî olmaktan ziyade millî bir şiirdir. Telif ederek söylemek lâzım gelirse, esasen Müslümanlık’tan beri, Türk Milliyeti, İslâm akideleriyle, İslâm imanıyle yuğrulmuş, onunla hal-hamur olmuş yeni ve ulvî bir terkiptir. Müslüman Türk halkının milliyetini, yani bu vatana gaza maksadıyle gelmiş, bu maksadla asırlarca şehid olmuş, vatana minareler yükseltmiş, gök kubbeye ezan sesleri salmış bir milletin milliyetini, İslâmiyet’ten ayrı olarak düşünmeğe imkân yoktur.
Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Müslüman Türkler’in senede iki defa, öz mimarileri içinde birleşmelerini terennüm eder. Şiirde bahsedilen Türkler, ayakları toprağa basan, yaşayan adamlar mıdır? Evet lâkin yalnız onlar değildir. Onlardan evvel yaşayıp şimdi ölmüş ve ruh orduları haline gelmişler de bu Türk camiasına dahildir. Süleymaniye’de Bayram Sabahı, işte Malazgirt Meydan Muharebesi’nden bu yana kadar Türkiye toprağında yaşamış bütün Türkler’in bu toplanışı ve topluluğudur.”
Büyük şair, bu şiirinde Türklüğün yeni fethettiği topraklardaki ruh ve zevk macerasını anlatır. Onda tarih teması esas olmakla birlikte Yavuz Selim hariç hiçbir hükümdâra mersiye söylemiş değildir. Çünkü onda tarih teması şahıs veya şahıslar konusu değil ruh meselesidir. Süleymâniye bütün ihtişamıyla şiirine konu olurken Muhteşem Kanunî Süleyman’ın adı bile geçmez.
Yahya Kemal’in şiirinde bilhassa Osmanlı tarihi vardır. Ancak Osmanlı tarihinin hadiseleri ve insanları hükümdârlara bağlanmadan anılır.
Süleymâniye’de Bayram Sabahı’nda, tarihî bir hadise ve sınırlı bir mekân anlatılmaz. Bütün mazinin geniş bir coğrafyada alabildiğine yayılışı anlatılır. Önümüze tarihimizin bir zafer paftası açılmış gibidir. Tarihimizin zaferleri, eserleri ve büyük işleri kolektif, anonim bir görüşe icra edilir. Bu tesadüfî bir tavır değildir.
Süleymâniye ile ilgili tarihî vesikalar elbette bilinmektedir. Süleymaniye’nin Mimarı Sinan, yaptırıcısı ise Kanunî’dir. Böyle bir tarih bilgisi, Yahya Kemal’in şiirinde bir hüküm ifade etmiyor. İstanbul’un fethi nasıl bir bilinmeyen yeniçeriye mal edilmişse, Süleymâniye’yi meydana getiren de Malazgirt’ten bu yana Anadolu’ya Türk ruhunu hakim kılan, Türk mührünü vuran adı meçhûl bir Türk askeridir.

Bir neferdir bu zafer mâbedinin mimârı

deyişi bunun ifadesidir.
Şair bu adsız Türk askeri düşüncesi içinde Süleymâniye’de bayram namazı kılarken, asker kıyafetli birini görür. Onunla gerçeği yakalamış gibidir. Bu askeri, Türk tarihinin ruhunu yapan, meçhul askerle birleştirir. O artık herhangi bir şahıs değildir. Tarih boyunca değişik sıfat ve rollerde tecelli etmiş tek bir cevherin cisimleşmiş bir temsilcisidir.
Şairin bu düşünce ve anlayışına göre, Malazgirt’ten Anadolu’nun fethine yürüyüp vatanı kuran asker ile bu camiin banisi ve mimarı aynı cevherin değişik görünüşlerinden başka bir şey değildir. Cevher ve öz bir olunca Süleymâniye’nin bânisi ve mimarı ile içinde namaz kılan asker ayrı ayrı fertler olmaktan çıkar. Bu anlayışta Türk-İslam dehâsının mimarî sahadaki sembolü olan Süleymâniye’nin yapılışında şu veya bu fertlerin, tarihî şahısların adının bilinmesi önemli değildir. Asıl olan bütün Türklüğün temsilcisi ve bu cevheri, Türk ruhunu kendisinde taşıyan Türk insanıdır.
Diğer taraftan Süleymâniye, serdarından askerine, mimârından işçisine kadar bir ortak ruhun el birliği ile ortaya koyduğu bir eser olarak görülmektedir.
Çok değişik açılardan değerlendirilebilecek olan bu şiir, birbiriyle ilgili din, tarih, millet, sanat, vatan, fert-millet ilgisi gibi çeşitli unsurları bir araya getiren derin ve zengin manalı bir şiirdir. Bu kavramları sırayla ve kısaca görelim:
Din
Yahya Kemal, dinin insanla insan ve insanla Allah arasında ilgi kurması özellikleri üzerinde durmakla beraber, dinin bilhassa millet hayatındaki önemi üzerinde durmaktadır. (Bu konuda Ezansız Semtler yazısını okumak faydalıdır.) Din, insanları birleştirici bir fonksiyona sahiptir. Buna bağlı olarak camii de insanları bir araya getirerek bir birlik duygusu ve şuuru yaratır. Zaten “cami” toplayan manasına gelmektedir.

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını

mısraları bunun ifadesidir. Dinin birleştirici rolünü ise bilhassa,

Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses

mısralarında kuvvetle hissediyoruz.
Şairimiz, dinin millet hayatındaki birleştirici rolünün yanında, millet varlığını devam ettirici rolünü unutmamıştır. Milletlerin sosyal yapısı durmadan değişmesine rağmen din, tarih içinde değişmeyen ebedî değerleri ifade eder. Dinî inançlarla beraber dinî merasimler de birleştirici ve devam ettirici bir unsur olarak millet hayatında önemli bir yer işgal eder.

Kendi gök kubbemiz altında bir bayram saati
Dokuz asrında bütün halkı bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan

mısralarında bu görüş alabildiğine derin bir anlayışla dile getiriliyor. Şair, bir zaman manasını anlayamadığı bu mabedin, maddî görünüşünün arkasındaki geçeği böyle bir bayram namazında yakalıyor.

Ulu mâbed seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum:
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi:
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rü’yada görüp özlediğim
Ceddlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim

Bu mısralar, Yahya Kemal’in gençlik macerasını ve rücu hislerini itiraftan başka bir şey değildir.1903’te Fransa’ya firar ettiği zaman, “Pariste dinsizliğim arttı.” diyen Yahya Kemal, 1912’de Türkiye’ye döndüğünde artık “Süleymaniye’yi hendeseden âbide gören” Yahya Kemal değildir. Milletinin değerleri ile barışıktır. Ancak millî ruhtan mahrum olanlar, Süleymâniye gibi eserleri hâlâ “hendeseden âbide” zannetmeğe devam ederler.

Tarih
Şiirde, tarih duygusu ve şuuru da büyük yer tutmaktadır. Şiirin örgüsünde din ve tarih âdeta iç içe girmiştir.
Birinci bölümde bu millet ve vatan için asırlarca canlarını feda eden şehitlerin ruhları, Süleymâniye camiine yaşayanlarla beraber namaz kılmaya geliyorlar. Cami, eski seferlerden gelen hayaletlerle doluyor. Böylece mazi ve hal camide birleşiyor. İşte bu birleşme zamanında “Süleymâniye tarih” olmakta, bütün Türk tarihini kendi kubbesi altında birleştirmektedir.
Üçüncü bölümde camide toplanan cemaatin Tekbîr alışını tasvir eden şair, âdeta eski akıncıların sesini duyar gibi oluyor:

Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Bu mısralarda bayram namazında alınan Tekbir sesleriyle akıncı naraları birbirine karışıyor. Daha sonraki bölümlerde de büyük zaferler ve fetihler birer birer hatırlanıyor. Böylece Türk tarihi gözümüzün önüne seriliyor.

Millet
Şiirde millet, “dili bir, gönlü bir insan yığını” olarak tarif ediliyor. Ayrıca Türk milletinin tarihî ve millî bir özelliğine dikkat çekilmektedir. Türk milleti, “ordu-millettir.” Fakat aynı zamanda sanat kabiliyeti olan ince ruhlu, Allah’a derin bir imanla bağlı bir millettir.

Ordu milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.

Sanat
Türk milleti ordu-millet olmakla beraber, sanat sahasında da ince bir zevk ve ruh sahibi olduğunu eserleriyle göstermiştir. Bu sanatkâr ruhu besleyen Türk milletinin imanı yani dinidir.

En güzel mâbedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin

Süleymâniye gibi bir mimarî şaheseri, “nice bin işçi ve mimar” kafa ve gönül birliği edip el ele vererek “taşı yenmişler” ve öyle meydana getirmişlerdir. O sebepten böyle bir eseri meydana getiren, kimliği belli bir kişi değil, ortak ruh ve imandır.
Yahya Kemal Süleymâniye’nin ifade ettiği ruh ve imanı âdeta bize tercüme edip duyurmaya çalışırken, bu büyük mimarî şaheserin ufuktaki görünüşünü de unutmaz. Gerçekten Süleymaniye, öyle bir tepeye inşa edilmiştir ki biz onu tepenin tabiî bir devamı gibi görürüz. Eğer Süleymâniye olmasa o tepe yarım ve eksik kalmış olacaktır.

Vatan
Süleymâniye’de Bayram Sabahı şiirinde vatan, din, tarih, millet ve sanata bağlı bir varlık olarak görünür.
Birinci bölümde vatan, “kendi gök kubbemiz” altındadır.
İkinci bölümde vatan, “hür ve engin” olma vasıflarını taşır. Süleymâniye Camii, bu vatandan uhrevî aleme geçilen kapıdır.
Dördüncü bölümde vatan, Malazgirt’ten bu yana bu toprakları vatan yapan Türk-İslam cevherinin taşıyıcısı “mü’min nefer” ile birleştirilmiştir.

Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz,
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz,
Vatanın hem yaşayan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o..

Şiirin diğer kısımlarında da bayram sabahı atılan toplarla, tarihî zaferler birleştirilerek âdeta bir vatan coğrafyası çizilmekte; coğrafyanın vatan oluşu ifade edilmektedir.

Fert ve Millet
Yahya Kemal, tarih anlayışına bağlı olarak bu şiirinde fertte milleti görür. Fertte yüksek değer olarak ne varsa millete aittir. Fert, ancak kendisini milletinin içinde gördüğü o değerleri milleti ile paylaştığını hissettiği zaman mutlu olur. Şair, böyle bir durumu Süleymâniye’de kıldığı bir bayram namazı sırasında yaşıyor:

Ulu mâbede karıştım vatanın birliğine,
Çok şükür Tanrı’ya gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı

Yahya Kemal, bir bayram sabahı, yine bir bayram namazında, millete ve vatanın birliğine karışma duygusunu Aziz İstanbul adlı eserinde yer alan, Ezansız Semtler yazısında çok duygulu bir üslûpla anlatır.
__________________
Şahin çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.